25 Ağustos 2013 Pazar

KARANFİLLİ YAZLIK BEBEK PATİKLERİ VE SAÇ BANDI

MERHABALAR;

Sevgili Dostlar...

Yazın son demleri yaşanırken, geçtiğimiz günlerde ördüğüm yazlık patikleri paylaşmadan geçmeyeyim dedim... 


Patiklerin yapılışı daha önce paylaştığım Yazlık Patiklerle aynı. Tek fark süslemede... 



Bu defa patiklerimi Karanfil kurdelesi ile süsleyerek renklendirdim.. 


Patikler Merserize, Kartopu- Yazgülü ile örüldüler.. 20-21 numara büyüklüğündeler...


Karanfil yapraklarında saten kurdele kullanıldı. Karanfillerin orjinalinde olmasa da yapay tohumlarla karanfiller hareketlendirildi. 


Saç bandımız da patiklerimizle takım olarak yapıldı.. 


Ayarlanabilir olması için yine saç bandının arka kısmı dikilmedi ve kurdele ile tamamlandı. 


Patik ve saç bandımızın sahibine bir an önce kavuşması dileğiyle... 

Sevgiler..

18 Ağustos 2013 Pazar

AYŞE KULİN - VEDA - ESİR ŞEHİRDE BİR KONAK

MERHABALAR
Sevgili Kitap Dostları; 

Sizlerle paylaşmak istediğim roman; 
Ayşe KULİN'in "VEDA - ESİR ŞEHİRDE BİR KONAK" adlı eseri. 


ARKA KAPAK

Ayşe Kulin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde, işgal altındaki İsianbul’da bir konakta yaşananları anlatıyor bu kez. Son Maliye Nazırı ve ailesi aracılığıyla o dönemin resmini çizen Veda, çökmekte olan bir tarih ile yeni bir gelecek arayan Milliciler arasında sıkışan o dönem Osmanlı aydınının da öyküsünü dile getiriyor.

Ayşe Kulin’in her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubu ile okurlarının elinden bırakamayacakları bir kitap bu. Günümüz Türk edebiyatında neredeyse eşsiz olan, biyografik veriler ile roman tekniğini birleştirmekteki ustalığını bir kez daha sergileyen Kulin, bu kez bir İstanbul öyküsü ile bir imparatorluk tarihini birlikte ele alıyor.


GELELİM ÖZETİMİZE...

ÖZET
İlk defa Ekim 2007’de Everest Yayınları tarafından basılan, 24 bölümden ve 390 sayfadan oluşan romanımız, İstanbul’da vakitsiz yağan bir kar manzarası ile başlar. 

“Kar, mevsimi geçtikten sonra yağdı mıydı, haşmetini kaybederdi. Uzun ve zorlu bir kışın sonunda, çiçeklerin açması beklenirken zamansız gelen kar, İstanbul’u sedef rengi masal şehre dönüştüreceğine, çamurlu yolların ve boyası aşınmış ahşap evlerin üzerinde toz şekeri serpiştirilmiş gibi eğreti duruyordu.”

Osmanlı imparatorluğunun son günlerinde, Mondros Ateşkesi’nin imzalanmasının ardından işgal altındaki İstanbul’da son Maliye Nazırı Ahmet Reşat Bey’in sahibi olduğu Beyazıt’taki bir konakta yaşananlar anlatılmaktadır romanda.

Konakta; ailesi nesillerdir saraya sadakatle hizmet etmiş olan Ahmet Reşat Bey, eşi Behice Hanım, kızları Leman ve Suat, Ahmet Reşat Bey’i yetiştirmiş olan yaşlı teyzesi Saraylı Hanım, çocukların bakımıyla ilgilenen, uzaktan akrabaları Mehpare ve evdeki diğer görevliler yaşamaktadır.

Aynı zamanda Ahmet Reşat Bey’in izni ve haberi olmaksızın Saraylı Hanımın Sarıkamış gazisi torunu Kemal de çatı katında hasta bir biçimde yaşamaktadır. Kemal’in varlığından Ahmet Reşat’a haber verilmeme sebebi; Kemal’in önce İttihatçılarla ardından Milliciler’e katıldığı için İşgal kuvvetlerinin arananlar listesinde olmasından kaynaklanmaktadır. Arama sırasında evde bulunması Ahmet Reşat ve ailesi için tehlike arz etmektedir.

Ahmet Reşat Bey vekâleten “Maliye Nazırlığı” gibi dönemin önemli mevkilerinden birinde bulunmaktadır. Ahmet Reşat’ın gönülden bağlı olduğu memleketinin başkenti güzel İstanbul iki yıldır işgal altındadır. Ankara’daki hükümetin ise başarılı olup olamayacağı belli değildir.

Tüm bunlar olup sürerken konaktaki hayat da elbette İstanbul’un içinde bulunduğu durumdan etkilenmektedir. Ahmet Reşat’ın karısı Behice bu sıkıntılı dönemde bir taraftan kocasına destek olmaya çalışırken bir taraftan da kocasıyla yaşadığı eski mesut günlerin özlemini çekmektedir. Aynı zamanda İşgal Kuvvetleri tarafından da aranan Kemal’in evde kalışının Ahmet Reşat tarafından da öğrenilmesiyle evdeki sıkıntı daha da artmıştır.    

Aynı dönemlerde Kemal’e bakmakla görevli olan Mehpare arasında yakınlaşma başlamaktadır. Bu dönemde Kemal hasta olduğu için Milli mücadeleye eve sıklıkla girip çıkan Doktor Mahir’in getirdiği yazıları tercüme etmekle hizmet etmektedir. Kemal’in gözüne girmeye çalışan Mehpare de zaman zaman Kemal’e yardım etmektedir.

Bu sırada Ahmet Reşat Bey; Maliye Nazırlığına asaleten atanır. Bu evde geçici de olsa sevinç hâkim olur. Ev halkı Ahmet Reşat’ın görevini kutlamaya gelenlerle meşgul olur. Konağa yapılan tebrik ziyaretleri, özellikle de Ziya Paşa’nın eşinin ve kızı Azra’nın ziyaret öne çıkar.

Azra’nın vefat eden ağabeyi ile Kemal yakın arkadaştırlar. Aynı zamanda Azra Hanım ve Kemal vatanı kurtarmak için aynı görüşleri paylaşmaktadırlar. Aynı dönemlerde Mehpare ile Kemal’in arasındaki ilişki tutkulu bir aşka dönüşür.

Konakta bunlar olup giderken; Meclis basılır ve tutuklamalar başlar. Kemal’in konakta bulunması ev halkı ve özellikle de Ahmet Reşat için tehlike arz etmektedir. Kemal’e kadın kıyafetleri giydirilerek Ziya Paşa’nın konağına götürülür. Mehpare için bir taraftan Kemal’i kurtarma düşüncesi varken, bir taraftan da Azra Hanım’ı kıskanır. İlerleyen dönemde Kemal’le Azra’nın sadece arkadaş olmaları Mehpare ile Azra’nın iyi birer dost olmalarını sağlar. 


 Ardından Ahmet Reşat Bey yeni kurulan Damat Ferit hükümetinde görev alır. Hal böyleyken; evde de Ankara Hükümetini destekleyen Kemal ile İstanbul Hükümeti’nde görevli olan Ahmet Reşat Bey arasındaki siyasi tartışmalar tüm hızıyla devam etmektedir.

Kemal ile Mehpare arasındaki tutkulu aşk bu sıralarda meyvesini verir ve Mehpare hamile kalır. Saraylıhanım da bu durumu fark eder. Kemal ise artık iyileştiği için Milli Mücadelede daha etkin bir görev almak üzere arkadaşı Doktor Mahir'in yardımıyla Anadolu'ya geçer ama gitmeden önce dayısından izin alarak Mehpare ile evlenir. Evlerine İşgal Kuvvetleri tarafından konulduktan sonra Azra da Kemal’le aynı dönemde Anadolu’ya geçer. Ardından Antep’te görev alır.

Mehpare ile aynı dönemde Behice de üçüncü çocuğuna hamiledir. Behice’nin de Sabahat ismini verdikleri üçüncü bir kızı olur. Mehpare’nin hamileliğinin son dönemine ulaşıldığında Kemal’in telgraf ağı kurmak görevi ile Eskişehir'e gidişinden bir süre sonra konağa şehit olduğu haberi ulaşır. Bunun üzerine Mehpare erken doğum yapar. Bir oğlu olur. Adını Halim koyar. Saraylı Hanım torunun ölümün kabullenmez ve akli dengesini kaybeder. Hala Kemal yaşıyormuş gibi davranır.

Milli mücadele, ülkenin işgalden kurtuluşu ile sonlanır, Padişah Vahdettin’in son selamlığını yapmasıyla bir devir kapanır. Padişah ülkeyi terk eder. Ankara Hükümeti zaferini ilan eder. Savaşta Milli Ordunun yanında yer almayanlar Ankara hükümeti tarafından vatan haini ilan edilir. Ahmet Reşat Efendi de vatan haini ilan edilme tehlikesiyle karşılaşır ve sürgüne gitmek zorunda kalır. İstanbul’dan ayrılırken ailesini Doktor Mahir’e emanet etmek istemektedir. Bunun üzerine Mahir uzun süredir sakladığı duygularını açıklar. Ahmet Reşat’ın büyük kızı Leman’a talip olur. Hemen akşamı nikâhları kıyılır. Ahmet Reşat Bey’in İstanbul’dan “Elveda Şehrim” sözleriyle ayrılır.

Roman Ahmet Reşat Bey’in Behice’ye Bükreş’ten gidişinden iki yıl sonra yazdığı bir mektupla sonlanır. Mektupta Leman’ın kızı Sitare’nin doğumuna çok mutlu olduğu ancak yanında olamadığı için de üzüntüsünü belirtmekte, vatan hasretini dile getirmektedir.



 KİTAPTAN NOTLAR:
Ayşe Kulin'in aile hikâyesini üç nesil öncesinden başlayarak annesinin dedesinden başlayarak aktarmaya başladığı dörtlemesinin ilk romanıdır VEDA “ESİR ŞEHİRDE BİR KONAK”.  Yazarın büyük dedesi Ahmet Reşat Bey’e ve annesi Sitare Hanım’a ithaf ettiği roman, yazarın ailesine yönelik biyografik özellikler taşımaktadır.
Romanın üçüncü tekil kişi ağzından anlatılmaktadır. Roman boyunca bazı bölümlerde Ahmet Reşat Bey öne çıkarken; sırasıyla hemen hemen tüm karakterler öne çıkmaktadır.

Azra’nın evine kaçış sırasında Kemal, bir süre bir tünelde soğuk zeminde yatmak, saklanmak zorunda kalır. Bu esnada Sarıkamış’ta yaşanan kötü günlerin acı hatıralarına sürüklenir. Romanda  “Beyaz Ölüm” adı verilen bölüm Kemal’in Sarıkamış ile ilgili kötü anılarını son derece canlı bir biçimde anlatmaktadır. Bir ara benim de içim titremedi desem yalan olur. 110- 119 sayfaları arasında devam eden bu bölümden en beğendiğim kısımları paylaşmak istiyorum sizlerle.. Gözyaşları içinde okuduğumu bilmem söylememe gerek var mı?

Beyaz Ölüm

“Uyumak, ölmeye yatmak demekti Sarıkamış’ta. Askerlerin böyle yüzükoyun karın üzerine yan yana uzandıklarında, uyumamak için sürekli birbirlerini dürtükledikleri, lafa tuttukları günleri, geceleri hatırladı Kemal. Kar altında uykuya dalmak, dünyanın en güzel, en tatlı, en keyifli ölümüydü. Acısız, sızısızdı. Sessiz sedasızdı. Kendini uykuya çabuk bırakana, beyaz bir kedi gibi yumuşacık gelir, incitmeden alırdı canı. Uykuya direnenin karşısına ise gelinliğini giymiş, duvağını takmış, dünya güzeli bir kız suretinde belirirdi beyaz ölüm. El ederdi göz kırpardı duvağını aralar muhteşem kara gözlerini, eteğini kaldırır; diri bacaklarını; yakasını indirir, dolgun memelerini gösterirdi. Karşı koyamaz, şehvetle koşarlardı gencecik canlar bu beyaz gelinin kollarına.
Uyumamayı becerebilmek kafa tutmaktı, direnmekti beyaz ölüme.
Çok az insan başarabilmişti karşı koymayı.” (110-111)

“Ne kadar anlatsam yüreğimdeki yarayı göremezsin, isyanımı anlayamazsın. Arkadaşlarımın donarak öldüğü, aç kurtlara ve Ermeni çetelere yem olduğu o seferden beri, beni acıtan bambaşka bir şeydir Mehpare. Vatan için donaydık, vatan için öleydik gam yemeyecektim. Bizler, o karlı dağlara tırmandık, bilir misin? Ruslarla savaşan Almanların hatırı için. Rus kuvvetlerini peşimize düşürelim de Alman askerleri rahatlasın diye bir Şark cephesi açması için baskı yapıldı Osmanlı’ya. Enver delisi sürdü bizleri beyaz cehenneme, doksan bin genç adamı, gözünü kırpmadan sürdü dağlara. Arap çöllerinden gelenler üzerlerinde incecik kumaştan üniformalarla, bizler ayağımızda kösele postallarla karın üzerinde günlerce yürüdük. Rüzgârda buzdan kalıplara dönmüş kaputlarımızın içinde, kollarımızı kıpırdatamıyorduk. Buz tabutlara konmuş gibiydik. Eldivenlerimizin içinde, parmaklarımız önce üşüdü, sonra yandı acıdan, daha sonra hissizleşip dondu. Dövüşmeden, bir kurşun atmadan teker teker dondurdu bizi. Öldürdü bizi Enver” (111-112).


 Roman aynı isimle ekranda yerini almış, reyting canavarına kurban gitmeden öncede sanırım 7-8 bölüm kadar da yayınlanmıştı. Benim yazara tek eleştirim bu yönde olacak. Ayşe Kulin kurgu da ailesinin romandakinden farklı gösterilmesine neden izin vermiştir. Örneğin; dedesinin dizide yabancı bir kadınla birlikte olduğunun gösterilmesine neden izin vermiştir. Bu şekliyle romanda gözümüzde canlanan Ahmet Reşat görüntüsü ile tezatlık oluşturulmuştur.

Ayrıca yapımcı kastı seçerken sanki piyasada hiç oyuncu yokmuş gibi romandaki fiziksel özelliklere zıt karakterler seçmede ısrarcı olmuştur. Örneğin; sarışın olduğu sıklıkla belirtilen Behice ve kızlarını özellikle daha esmer seçmesi gereksiz olmuş. Romanı okuduktan sonra doğrusu dizinin ekrandan kalkmasına üzülmedim.

Roman yeterince sürükleyici ve konusu etkileyici iken; dizilerde konu yaratmak adına ısrarla karakterleri değiştirmek ve kişiliklerini daha izlenir hale sokma çabasını özellikle de klasik olma yolunda ilerleyen bir eserde yapılmasını gereksiz görüyorum. Bence orijinal haliyle roman daha izlenir olurdu. 

YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE...

13 Ağustos 2013 Salı

30 YILLIK BEBEK TAKIMI

MERHABALAR,

Sevgili blog Dostlarım;

Annemin uzun uzun yıllar önce benim için ördüğü bebek takımını paylaşmak istiyorum sizlere....

Takım üç parçadan oluşuyor. Aslında takımın üzerinde minik papatyalar işlenmiş bir süveteri ve süveterle aynı modeli taşıyan bir şapkası daha vardı. Ama maalesef örnek alıp da geri getirmeyi unutan birinde kaldı. 


İlk parçamız örgü pantolonumuz... Belindeki ipi kaybolmuş.. Hemen kurdele ya da yakın renkte bir iple tamamlamalı. 


Hırkamız... Yakadan başlanarak örülmüş...


Kulaklıklı şapkamız... Takımın en az deforme olmuş, hatta kullanılmamış gibi görünen parçası... 


Şapkadan farklı bir açı...


Kullanılan örneğin yakından görünüşü...

Kahve Çekirdeği ya da Kahve Çatlağı...


Bu kış bu bebek takımı kızımı ısıtacak inşallah. Önce beni daha sonra da benden sonrakileri ısıttığı gibi...Bakalım kızımdan sonra kime nasip olacak?

Yepyeni paylaşımlarla görüşmek dileğiyle... 

SEVGİLER...

28 Temmuz 2013 Pazar

PRİMA- UNİEF İŞBİRLİĞİ İLE.... “1 Paket=Hayat Kurtaran 1 Aşı”

MERHABALAR;
Sevgili Dostlar...

Cumartesi günü katılmam gereken ehliyet sınavı için hazırlanmış tam evden çıkarken; kapıda Aras Kargo'nun elemanı ile karşılaştım.  Meğer bana kargo varmış. Çok şaşırdım.  



Prima ve Unisef'in ortak işbirliği ile yapılan kampanya dahilinde bana çok güzel bir bebek çantası göndermişler kızım için... 

Gelelim çantamızın içerisinden çıkan açıklamalara... 


Cd içerisindeki basın bülteni, açıklamaları ve fotoğrafları aynen paylaşıyorum..


Anne ve Yenidoğan Tetanosu Hakkında Genel Bilgi

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 9 dakikada bir bebek, Anne ve Yenidoğan Tetanosu’ndan (AYT) hayatını kaybediyor. Gelişmiş ülkelerde annelerin büyük kısmı hastanelerde doğum yapar ve bebekler hem hayatlarının ilk yılında, hem de sonraki dönemde rutin olarak aşılanır. Ancak, gelişmekte olan ülkelerde AYT hâlâ anneleri ve doğacak bebeklerini tehdit ediyor. Yenidoğan tetanosu, kadınların sağlık hizmetlerine veya aşılama hizmetlerine erişimi olmadığı yoksul bölgelerde bebek ölümlerinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor.

 ‘Sessiz katil’ olarak da bilinen Anne ve Yenidoğan Tetanosu, en çok sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkelerde kendini gösteriyor. Yenidoğanlar, göbek bağının sterilize olmayan aletlerle kesilmesi, kirli ellerle sarılması gibi sağlıksız doğum uygulamalarından ötürü hastalığa yakalanmaktadır.  Yenidoğan tetanosu, bebeklerin doğumdan 3 ila 28 gün sonra yakalandıkları bir hastalıktır.  Daha sonra meydana gelirse, sadece tetanos olarak adlandırılır. Anne tetanosu ise hamilelikte veya doğumdan sonraki 42 gün içinde meydana gelen tetanostur.

Hastalanan bebeklerden tedavi görenlerin arasında bile ilk ayda ölüm oranı %70’i bulmaktadır.  Anne ve Yenidoğan Tetanosu, hamilelik sırasında yapılan basit aşılarla önlenerek bu hassas dönemde kadınla birlikte doğmamış bebeği de korumaya alınabilir.Tetanos aşısının hamile kadına uygulanmasının ardından, antikorlar plasenta üzerinden cenine geçer. İki doz aşı, annenin ve üç yıllık bir sürede doğuracağı bebeklerin korunması için yeterlidir.  Bebekler doğumdan sonraki ilk iki ayda koruma altındadır.



UNICEF VE PRIMA’NIN
“1 PAKET = HAYAT KURTARAN 1 AŞI” KAMPANYASI 2013’TE DAHA DA BÜYÜYOR!


33 ülkede yaklaşık 130 milyon anne ve bebeğin hayatını tehdit eden Anne ve Yenidoğan Tetanosu’nu ortadan kaldırmaya yardımcı olmak amacıyla, Prima ve UNICEF’in sürdürdüğü “1 Paket=Hayat Kurtaran 1 Aşı” kampanyası, 2013 yılında da devam ediyor. 2006 Yılından bu yana dünya genelinde 300 milyon aşı bağışlanan kampanyada satın alınan her UNICEF logolu Prima bebek bezi karşılığında UNICEF’e bir Anne ve Yenidoğan Tetanosu aşısı değerinde bağış yapılıyor.
Bu yıl kampanyanın bir ayağı sosyal medya üzerinden de yürüyecek. Prima’nın Facebook sayfası Prima Dünyası’nda ebeveynlerin bebekleriyle çektirdikleri ve paylaştıkları her fotoğraf için de Prima, UNICEF’e bir aşı bedeli bağışlayacak.  Ayrıca seçilecek 100’ü aşkın fotoğrafın sahibi olan anne ve babalara; ünlü tasarımcı Özlem Süer ile Berna Laçin, Ceyda Düvenci ve Defne Samyeli’nin birlikte tasarladığı özel bebek çantalarından birer adet armağan edilecek.



Dünya bebeklerinin sağlıklı ve mutlu gelişimini sağlamayı amaç edinen Prima ve UNICEF, Anne ve Yenidoğan Tetanosu’nu tüm dünyada bertaraf etmek için “1 Paket=Hayat Kurtaran 1 Aşı” kampanyasını tüm gücüyle sürdürmeye devam ediyor. Her 9 dakikada bir bebeğin Anne ve Yenidoğan Tetanosu’ndan  hayatını kaybettiği bilgisinden yola çıkan Prima, kampanya kapsamında satılan her UNICEF logolu Prima paketi için bir anne ve bebeğinin korunması için gerekli 1 aşı bedelini UNICEF’e bağışlıyor. 2006 yılından bu yana 300 milyon aşı bağışlanan kampanya ile 2015 yılında hastalığın tüm dünyada bertaraf edilmesi hedefleniyor. Bu yıl Türkiye’den 3 milyon aşı bağışı yapılması planlanıyor. Böylece son 2 yılda Türkiye’den toplam 7,5 milyon aşı bağışlanmış olacak.


“1 Paket=Hayat Kurtaran 1 Aşı”  kampanyasının bu yıl kapsamı genişletiliyor. Sosyal medya üzerinden de destek verilebilecek kampanya kapsamında; Prima’nın Facebook sayfası “Prima Dünyası”nda yer alacak uygulama üzerinden anne ve babaların bebekleriyle birlikte çekildikleri her fotoğraf paylaşımı için de bir aşı bedeli bağışlanacak.
Kampanyaya destek olmak için Berna Laçin, Ceyda Düvenci ve Defne Samyeli ünlü tasarımcı Özlem Süer ile bir araya geldi ve dört ünlü ismin de imzasını taşıyan 4 farklı özel bebek çantası tasarlandı. Özel tasarımlı bebek çantaları; Özlem Süer, Berna Laçin, Ceyda Düvenci, Defne Samyeli ve Prima marka yetkililerinin seçtikleri 100’ü aşkın fotoğrafın sahibine  armağan edilecek.

P&G Türkiye İletişim Grup Müdürü Dilhan Durak; “1 Paket = Hayat Kurtaran 1 Aşı kampanyası ile 8 ülkede Anne ve Yenidoğan Tetanosu’nu ortadan kaldırarak büyük bir başarı kaydettik. Bu yıl ek olarak; kampanyamızın kapsamını genişleterek sosyal medyaya da taşıdık. Anneler, bebekleri ile birlikte çekilmiş fotoğraflarını Prima’nın Facebook sayfasında paylaştıkça, her fotoğraf için de bir aşı bedeli UNICEF’e bağışlanacak. Her fotoğraf, uygulama aracılığıyla birleşerek dev bir mozaik oluşturacak. Bu mozaik de annelerin bir araya geldiğinde ne kadar güçlü olduklarının bir sembolü olacak” dedi.


Halen 33 ülkede yaklaşık 130 milyon anne ve bebek, ölümcül ancak kolayca önlenebilir bir hastalık olan Anne ve Yenidoğan Tetanosu’na karşı koruma bekliyor. Bugüne kadar Prima ve UNICEF’in yürüttüğü kampanya ile  Uganda, Myanmar, Gana, Senegal, Liberia, Guinea Bisau, Doğu Timor, Burkina Faso’yu kapsayan 8 ülkede anne ve yenidoğan tetanosu ortadan kaldırıldı.

Prima Hakkında:  Prima, Türkiye’nin 1986 yılında piyasaya sunulan ilk hazır çocuk bezi olarak ilk günden bu yana pazar liderliğini koruyor. Annelerin ihtiyaçlarına göre ürünlerinde yeniliklere imza atan Prima; 1999 yılında hala sadece Prima’da bulunan “losyon bakım şeritleri”ni, 2000 yılında da ilk kez “nefes alan pamuksu dış yüzeyi” Türk tüketicisinin beğenisine sundu.   2003 yılında Prima, Tam Koruma ile daha geniş bel bantları ve daha yüksek emicilik gücü ile sızıntıları önleyerek bebeklerin daha rahat etmesini sağladı. 2004’te piyasaya sunduğu “Prima New Baby Yenidoğan” ürünü ise “İkili Koruma” Sistemi ile idrarın yanı sıra, yenidoğana özgü yumuşak dışkının da emilmesini sağlayan yenidoğana özel ilk bebek bezi oldu. 2005 yılında hem ürün gamını Türkiye’nin ilk ve tek anatomik şekilli ürün gamı haline getirmiş hem de bebeklerin değişik gelişim aşamalarındaki farklı ihtiyaçlarının aynı bebek bezi ile karşılanamayacağından yola çıkarak, bebeklerinin gelişimlerinin her aşaması için farklı teknolojileri ile üretilmiş farklı ürünler geliştirmiştir. 2006 yılında Yeşil Ekstra Kuru tabakalı bebek bezini ve 2007 yılında da ilk mis kokulu bebek bezini tüketicileri ile buluşturmuştur. 2010 yılında ise Prima’nın en kuru ve en ince bezi, yeni Dry Max Teknolojisi ile Prima Premium Care’i annelere sunmuştur. Prima Dünyası; Yeni Bebek, Aktif Bebek, İlk Adım, Uyu Oyna, Premium Care bebek bezleri ve Islak Mendilleri’nden oluşan geniş ürün gamıyla tüm beklentileri karşılıyor. (Daha fazla bilgi için www.prima.com.tr ve www.facebook.com/PrimaDunyasi)

UNICEF Hakkında: UNICEF, erken dönemden ergenliğe kadar çocukların yaşayıp gelişmelerine yardım amacıyla 170’den fazla ülkede ve bölgede çalışmalar yürütmektedir. Gelişmekte olan ülkelere özellkle aşı temin edilmesinde dünyada en önde gelen kuruluş olan UNICEF çocuk sağlığı ve beslenmesini, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını, kız erkek tüm çocukların kaliteli eğitim görmelerini ve çocukların şiddet, sömürü ve AİDS’ten korunmasına yönelik çalışmaları desteklemektedir. UNICEF çalışmalarını tümüyle kişilerin, iş çevrelerinin, vakıfların ve hükümetlerin gönüllü katkılarıyla finanse etmektedir.  UNICEF’in Türkiye’deki Ülke Ofisi çalışmalarına 1951 yılında başlamıştır.  UNICEF, hükümet ve ortakları ile birlikte hizmetlerin özellikle dezavantajlı çocuklara ulaşması, farklılıkların azaltılması, koruma programlarının genişletilmesi, gençlerin gerekli bilgi ve yetenekleri kazanması, politikaların ve mevzuatın hayata geçmesi ve gerekli kaynakların yaratılması için çalışmaktadır. www.unicef.org.tr

Bilgi için:
Excel İletişim Danışmanlığı
Seçkin Çelikelli – seckin.celikelli@excel.com.tr – 0216 544 94 62
Gülşah Özçoban Saral gulsah.ozcoban.saral@excel.com.tr - 0216 544 94 18

Son olarak da kızıma gelen, tasarımı Özlem SÜER'e ait olan çantayı paylaşmak istiyorum... 
 

Çantanın bence en güzel özelliği, üç farklı pozisyonda taşınabilir olarak kullanılabilir olması... 


İçi de bir bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak cinsten..


Bu güzel tasarım için Özlem SÜER'e, bu çantanın bana ve kızıma ulaştıran PRİMA- UNİCEF işbirliğine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.. 

YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE..

25 Temmuz 2013 Perşembe

PEMBE GÜLLÜ BEBEK PATİĞİ VE SAÇ BANDI

Merhabalar;

Yine bebek patikleri ve saç bandı ile karşınızdayım. Patiklerin ve saç bandının yapılışının diğerlerinden pek farkı yok. Sadece çiçeklerin rengi biraz farklı... 


İp olarak Kartopu Yazgülü Beyaz ip ile Ören Bayan Dora Pembe ip, Kartopu-Yazgülü Yeşil ip kullandım. Patiğimizin burun ile topuk arası mesafesi 10,5... diğer patiklerden biraz daha büyük oluyor bu şekliyle.. 20-21 numaraya karşılık geliyor. Kızımın ayakkabılarına ölçerek karar verdim numaraya...


Saç bandımız 37 cm. arkadan ayarlanabilir biçimde hazırlandı.


Bu da Saç bandının arkadan görünüşü..


Takımı beyaz inciler ile tamamladım. 


Yeni paylaşımlarla görüşmek dileğiyle..

SEVGİLER..