7 Nisan 2014 Pazartesi

KEDİCİKLİ BEBEK BATTANİYESİ

MERHABALAR,

Uzuuuuuun zaman önce taaa D.bayazıt günlerinde ördüğüm bir battaniyeyi paylaşmak istiyorum sizlerle... Battaniyenin motifi Hello Kity motifi ama benim kedilerim biraz somurtkan. 


O zamanlar motiflere çiçek örüp , gülen yüz işlemeye üşenmiştim de... Hatta gözlerini bile annem dikmişti sağ olsun.. Battaniyenin ortasında kocaman bir kedi kız var. Hava güzel piknik yapmaya çıkmış.. 


Battaniyemiz bir 130 x 130 oldukça iyi sarıyor kızımı.. 


Başlangıçta saten astar yaptırıp beşik örtüsü olarak kullanmayı düşünmüştüm. Ama ardından pazenle astarlayıp daha kullanışlı bir battaniye elde etmiş oldum. 


Astarlama esnasında çekilmiş bir kare.. 


Kediciğin yakından görünüşü.. 


Bu da çiçeklerle donanmış ağacımız.. Sık iğne ile yapılan pek çok yapraktan oluşmakta... 


Kedicik yorulunca ağacın altında dinlenmekte..Aslında manzara biraz daha zenginleştirilebilirmiş ama o zamanlar pek sabırlı değildim. Ancak bu kadar süsleyebilmişim.. 


Doğubayazıtta çekilmiş yapım aşamalarından..  


Battaniyemizin bitmiş hali.. 


YEPYENİ PAYLAŞIMLAR GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE.. 

SEVGİLER.. 

29 Mart 2014 Cumartesi

KIZIMIN 4. DOĞUM GÜNÜ..




4 yıl önce bu gün seni kucağıma aldığım ilk andan itibaren yüreğimde yaktığın evlat sevdası her geçen gün artmakta... 
Yaşattığın her şey için teşekkürler kızım.. 
İyi ki doğdun ve iyi ki benim kızım oldun... 

Ömrünü sana adayan Annen

26 Mart 2014 Çarşamba

GEMİLER KALKAR YÜREĞİMDEN...

MERHABALAR,

Blog Dostlarım, blogumu takip edenler bilirler. Daha önce kızıma ve kızımın kuzenine Deniz Temalı kıyafetler yapmıştım. Bu bebek takımını Kıbrıs'a göndermek üzere yaptım. İnşallah sahibi sağlıkla iyi günlerde kullanır.  


Takımımızı örerken Nako Baby Lüx Minnoş kullandım. 300 grama yakın Türkuvaz ile 200 grama yakın beyaz kullandım. Renklendirmek için de kırmızı kullandım. 


Bu da takımımızın arkadan görünüşü... 


Öncelikle hırkamızı anlatayım. 


Hırkaya kapüşon ile başladım. kapüşonu tamamladıktan sonra ilmek çıkararak gövdeye başladım. İlmekleri arttırarak kol altına kadar ördüm. Ardından önce kolları sonra da gövdeyi ördüm. 


Nakışları örme işleminden sonra yaptım daha öncekiler gibi. 


Deniz Feneri ve gemiler... Minik balık sürüleri... 


Yelkenli...


Pembiş ahtapot...


Kollara da minik gemiler...  


Tulumun öncelikle bacaklarını ayrı ayrı ördükten sonra ilmekleri birleştirip, gövde kısmını misinalı şiş ile ördüm.  


Tulumun önden görünüşü...


Arkadan görünüşü...


Tulumun bacak arasından  ilmek çıkararak kullanacak bebeğin altının değiştirilmesini kolaylaştırmak istedim.  Bu düğmeleri görünce mutlaka almalıyım dedim. Mavi tonunu da bulsaydım daha güzel olurdu ama bulamadım maalesef.. 


Yelkenli Gemi...


Caretta caretta...


Deniz atları... 


Büyük balıklar... 


Daha önce kızıma ördüğüm Deniz Temalı Takım ile Yeni ördüğüm takım bir arada.... Linklere tıklayıp, daha önceki çalışmaları da görebilirsiniz.. 




24 Mart 2014 Pazartesi

NERMİN BEZMEN - KURT SEYT & SHURA


MERHABALAR,
Sevgili Kitap Dostlarım,

Diziye de çekilmiş olmanın verdiği rüzgarla çok satanlar listesinde basımından 20 yıl sonra ilk sıralara yükselen bir kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle. Belki basıldığı yıllarda da ilgi çekmiştir ama o yıllarda benim yaş grubum için pek de ilgi çekici olmasa gerek. Geçen yıl martta dizi olacağını duymuştum. Kitabı netten kitap satan sitelerde basımının durduğunu okumuş ve kitaba ulaşamamıştım. Bu kadar girizgahtan sonra gelelim romanımıza... 


KİTABIN ÖN İÇ KAPAĞI

Edebiyat dünyasına "Uyandıran Aşk" isimli şiir kitabı ile adım atmış olan Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusyasının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul'a sürüklenen hayatları anlatıyor. 1892'nin Yalta'sından St. Petersburg'un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul'a, 1920'lerin Pera'sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber polkaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini yaşayacaksınız.

Kurt Seyt: Mirza Eminof'un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola'nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal'in Kuva-yi Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı.



Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit'in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıtılar.

Büyük bir aşkın, harbin, ihtilalin, hasret ve hüzünlerin hikayesi ile okuyucuyu baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecanla sürükleyen, uzun süren araştırmaların gerçeklikle aktarıldığı bir roman, "Kurt Seyt ve Shura."



ÖZET

Kitabımız, romanımızın kahramanı Kurt Seyt ile  1916 Pentograd’da başlamakta. Seyit geceyi kızıl saçlı bir kadınla geçirmiştir. Gecenin sabahında 24 yaşındaki Üstteğmen Seyit Eminof, Moskova’ya gidecektir.
Aynı tarihlerde Julian Verjensky kızları Alexandra ve Valentina ile Kislovodsk’tan Moskova’ya ameliyat olmak için gelmiştir. Gece Borinsky’lerin malikanesindeki davete katılırlar. Andrei Borinsky ile Julian Verjensky aynı petrol şirketinin ortaklarıdır.

Bu davet Alexandra, ailesinin çağırdığı isimle Shura’nın büyüklerle beraber katılacağı ile davettir. Shura henüz on beş yaşındadır. İlk defa katıldığı bu davette Shura, Üstteğmen Seyit Eminof ile tanışır. Seyit (Shura Seyt demekte. ) Shura’yı kısa zamanda etkisi altına alır. Seyit de Shura’nın masumiyetinden çok etkilenir. Ettikleri dansın ardından ilk defa öpüşürler.

Ertesi günlerde baba Verjensky, ameliyat olur. Amaliyat başarılı geçer. Ancak her ne kadar Julian Verjensky eski sağlığına kavuşamayacak olsa da, hastalığın ilerleyişi durdurulmuştur. Artık bir hortum yardımı ile nefes alacaktır.

Babasının ortağı Andrei Borinsky, babaları hastanedeyken kızları malikânesine götürür. Aynı gece Bolşoy Tiyatrosu’nda Borinsky’nin ev sahipliği yaptığı bir davet vardır. Davette Tchaikovsky’nin Kuğu Gölü temsili yapılacaktır. Shura gösteriden çok etkilenir. Temsili izlerken Seyit de Shura ile birliktedir.


Davetin ardından Borinsky’lerin malikanesinde  bir davet daha verilecektir. Davete temsilde sahne alan sanatçılar da davetlidir.  Baş balerin Tatiana Thoupilkina,Kurt Seyit’in en yakın arkadaşı Celil Kamilof’un sevgilisidir.  Shura Tatiana ile de kısa sürede kaynaşır. Ertesi gün hastane çıkışı Seyit, Tatiana, Shura ve Seyit Moskova turu yaparlar. Gezinin ardından Tatiana’nın orman içindeki evinde yemek yerler ve piyano eşliğinde eğlenirler. Burada Seyit ve Shura birbirlerine duydukları tutkuya karşı koyamazlar ve birlikte olurlar.

Çok geçmeden Seyit, Pentograd’a, Shura da babası ve kız kardeşi ile Kislovodks’a döner. Seyit oradan da Galiçya cephesine geçer. Aşkları çoğu zaman bir diğerine ulaşmayan tek tük mektuplarla devam eder.

Pentograd, Moskova, Kırım ve ardından Türkiye’de devam eden hikâyemiz böyle başlamakta. Ardından 1892’ye Seyit’in doğumuna, “Kurt” adını alışına, on iki yaşında yapılan sünnet düğününe, Çar’ın Hassa Subayı babası Mirza Mehmet Eminof aracılığı ile gönderdiği unutulmaz hediyeye, ardından Pentograd’daki askeri okula kayıt oluşuna, Çar Nicholas Alexandrovich Romanov’un hassa subayı oluşuna, oradan İstanbul’a gelişinin hikâyesi anlatılmakta 520 sayfalık kitabımızda. 


 

KİTAPTAN NOTLAR

Nermin Bezmen’in Kurt Seyt & Shura adlı kitabı gerçek bir hayat hikayesinden hareketle yazılmış. Kurt Seyit gerçekte yazarın anne tarafından  dedesidir. Romanımız 1890′ların Çarlık Rusya’sından 1920′lerin Türkiye’sine kadar olan bir dönemi kapsamaktadır. Okuyucusunu  Çarlık Dönemi Rusya’sından İstanbul Beyoğlu’na, Pera’ya sürükleyen bu roman bir aşk romanı olmanın ötesinde belgesel özellikler taşımakta.

Yazarın dedesi demişken,değinmeden geçemeyeceğim.  Yazarın dedesi Kurt Seyit ile büyük büyük dedesi Miralay Mühendis Ali Rıza Bey’in Galiçya Cephesi sonrası karşılaşmaları, Seyit’in her ne kadar istese de ona yardım edememesi, kitabın ilginçliklerinden. Acaba bu karşılaşma gerçek mi kurgu mu çok merak ettim doğrusu?

“Özlemek, oğlum, ancak sevdiklerin olduğu müddetçe gerçekleşen bir duygudur. Bu da insana mutluluk vermelidir. Yeter ki, sevdiklerin bir daha hiç görüşemeyeceğin uzaklıklarda olmasınlar. Özlem o zaman yaman olur.” (S.84)

Kitapta Rusya’da başlayarak İstanbul’a uzanan bir aşk hikâyesi anlatılmakta. Kurt Seyt ve Shura’nın hikayesi. Bu aşka belgesel olaylar da fon olmakta. Rus – Alman savaşı, Mart Devrimi, Ekim Devrimi, Bolşevik İsyanı, Romanov’ların katli, İstanbul’un İşgali, Kurtuluş savaşı… Yazar zaman zaman kitaba ara vererek ya da romandaki kahramanların ağzından anlatmakta olayları.
Özellikle Kurt seyt’in Moskova gezisi esnasında verdiği bilgiler ile yazarın ara ara kitaba kısa aralar verdiği tarihi bilgiler çok ilgimi çekti doğrusu.

“ Şu Hint tapınağı gibi kubbeleri olan bina, Uspenski Katedaralidir. Çarların taç giyme töreni burada yapılırmış. 1472’de yıkılmış, sonra 1475-1479 arası Bolonyalı bir sanatçı tarafından yeniden inşa edilmiş. Bizans mimarisinde ama bana sorarsan, bu Hint işi kubbelerin ne işi var Moskova’da hiç anlamam.” (s. 46)

Ancak yazarın Kurt Seyt’in de öldürülecekler listesine girmesine sebep olan Çar ve ailesinin katline yeterince yer verilmediğini düşünüyorum.

“ 16 Temmuz’u 17’ye bağlayan gecenin bir buçuğunda aylardır Ekaterinburg’da hapis hayatı yaşayan Çar Nicolas Alexandrovich Romanof, karısı Çariçe Alexandra Feodoravne ve beş çocukları kaldıkları yerden mahzene indirildiklerinde,kendilerinin yardım sesini duyacak bir kul yoktu.” (s. 269)

Kırım tarihini (s. 57-61) uzun uzadıya anlatmakta. Bu anlatımlar bence uzunluk bakımından dozunda. Okuyucuyu sıkmamakla birlikte kitaptaki olayları anlama bakımından okuyucuya yardım etmekte.



















Shura ve Seyit’in birlikte olmalarının ardından Seyit’in Pentograd’a oradan Galiçya’ya geçişi ve ardından Shura’nın Kislovodks’a gitmesinden sonra olaylar 1892’ye dönmekte ve Seyit’in doğumundan itibaren Shura ile tanışmasına kadar devam eden 24 yıllık yaşantısı anlatılmakta. Bu kısımlar devam ederken Shura ve Seyit aşkından biraz kopulmakta. Hatta bu aşk fazlaca geri planda kalmakta.

Öte yandan Shura’nın hayatından - Shura’nın fiziksel özellikleri dışında - pek de fazla söz edilmemekte. Hatta babasının ölümü bile satır aralarında geçmekte. Yazar Shura ile ilgili bir kitap yazma niyetini anlatıyor kitabının sonundaki epilogda. Güzeller güzeli, Shura ilgili bölümleri bu kitaba mı sakladı acaba? Kitabın ilk basımının üzerinden 20 yıldan fazla süre geçmesinin ardından ne zaman yazılacak acaba? 

Kurt Seyt’in yaşamı,  yazarın Kurt Seyt&Murka adlı kitabı ile devam etmekte.  Ancak ben Murka’dan daha çok merak ediyorum Shura’yı… Kitabın dizi olduğu bu günlerde ben Shura ile ilgili kitap çıkar belki diye umarken, yazarın “Dedem Kurt Seyt & Ben” adlı kitabı piyasaya sürülmekte. Bu konuda hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur.




Kitabımız 458. Sayfada tamamlanırken, yazar 465. Sayfaya kadar süren  “EPİLOG”a yer vermiş. Bu kısımda dedesi Kurt Seyt ve Shura’nın aşkını konu alan kitabın yazım süreci, kitapta yer almayan bilgiler (Örneğin Mirza Mehmet Eminof’un Bolşeviklerce öldürülmesi…) yer almakta. Ancak bu olaylardan konunun muhataplarının bilgisi olup olmadığına hiç değinilmemekte. Acaba Kurt Seyit babasının öldüğünü öğrenebildi mi? Shura’nın ablasının Shura ve Kurt Seyit’in birlikte İstanbul’a geldiklerini biliyor muydu? 

Kitabın 485.-520. Sayfaları arsında Kurt Seyt’e Shura’ya hikayeye dahil olan pek çok karaktere ait fotoğraflar yer almakta. Bu fotoğraflar olayların seyrine büyük katkı sağlamakta. Fotoğraflara yer verilmesi bence son derece güzel bir karar olmuş. Ayrıca yazarın olayların geçtiği mekânları tek tek ziyaret etmekteki azmini ve cesaretini kutlamamak elde değil.

Romanda aklımda soru işaretleri bırakan bölümler de yok değil elbette. Shura ile Seyit’in arasına giren soğukluk ve Seyit’in Murka ile evlenmesi, Seyit’in Türk kızı ile evlenmesini isteyen babasını ve ailesini geride bırakmasına, Shura’nın yaptığı fedakarlıklara rağmen ilişkilerinin devam etmemesi, hayal kırıklığı yaratan ayrıntılar…


Ardından Seyit’in evlendikten sonra bile Shura ile ilişkisinin devam etmesi,  Seyt’in karakterini ortaya koymak bakımından önemli ayrıntılar. Bu satırları okurken Seyt’e kızmadım, hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Hayatında onu seven iki gencecik kadına da yazık etti bence. Ufacık bir anlaşmazlık yüzünden Shura’ya, Shura’yı unutmak için evlendiği Murka’ya…

Son olarak; Rus edebiyatına ait eserleri okumayı çok seven bir okuyucu olarak Rusya’nın mekan olarak yer verildiği belgesel tadındaki aşk hikayesini sevdim doğrusu.. Keşke mutlu son olsaydı…

“Hayatın akışı çok nadiren insanın kendi eline geçer. Ve o anları da insan zaten fark etmeden geçirir. Zayıflığını ise, ancak kaderin kendisini yendiği zaman fark eder. o zaman da yapacak pek bir şey kalmamıştır. “ (s.362)

“Kader, zaten bu değil miydi? Hayatın kendi arzusu, kontrolü dışındaki sürüklenişi değil miydi? Tesadüf eseri, kaderin getirdikleri hayallere uyuyorsa “Şans” denilip geçiliyordu. Yoksa, adı sadece “Kader” olarak kalıyordu.” (s.378)

“Aldatılmışlığı, aldatarak, daha katlanılır hale getireceğini sanıyordu insan. Ama, hep aksi oluyordu. Her şey gittikçe zorlaşıyordu. Garip olan, birbirlerine o kadar benziyorlardı ki, hatalarda bile bir diğerini tekrara başlamışlardı.” (s.382)


“ Sevgi? Bilmiyorum… Sevginin sınırının ne olabileceğini çoktan unuttum. Benim sevdiğim herkes, her şey, Seyt’in benliğinde. Kislovodsk’u karlı çamları, çan ve çıngırakseslerini, her şeyi Seyt’te görüyorum. Bu, sevginin ötesinde bir şey. Bu, nefes alma ihtiyacı gibi bir şey Alain, bunu sen anlayamazsın. Geri dönemeyeceğim ülkemin resmi o benim için. Onu göremezsem bile, aynı şehirde, aynı yerlerde dolaştığını, nefes aldığını bilmek bana yeter, inan. O, benim İstanbul’daki Rusya’m.” (s.448)

“Elveda Rusya’m, Elveda Seyt, biricik aşkım, elveda…” (s. 458)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE.. 

SEVGİLER. 

RUS DEVRİMİNİ ANLATAN ROMANOV KOMPLOSU