1 Temmuz 2014 Salı

BİR SEPET ÇİÇEK

MERHABALAR,

Ramazanın 4. gününden herkese sevgiler, selamlar... 

Sizlerle benim yapmadığım, çok sevdiğim bir arkadaşıma hediye olarak gelen bir çalışmayı paylaşmak istiyorum.. 


Bu tarz sepetlerden bloglarda pek çok defa görmüştüm. Ama yakından ilk defa görüyorum. Çok emek gerektiren ve güzel bir çalışma olmuş.. 


Çalışmamız bir sepet ve 8 adet gülden oluşmakta.  


Sepet örüldükten sonra içerisine konan pet şişe yardımıyla formunu almış.. Sepetin sap kısmı da örgü ile kaplanmış.. 


Sepetin alttan görünüşü...


Balkondaki sarmaşıklarımın arasında arz- ı endam etti sepetimiz.. 


Bu da üstten görünüşü.. 


Çiçeklerin yaprak ve sap ayrıntıları da özenli bir biçimde yapılmış.. 


Çiçeğin yakından görünüşü. 


Yaprağın yakından görünüşü.. 


Yapan eller dert görmesin diyerek yazımı sonlandırmak istiyorum.. 

YEPYENİ ÇALIŞMALARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE.. 

SEVGİLER.. 

26 Haziran 2014 Perşembe

EVALI FIRFIRLI YELEK


Merhabalar, 

Geçtiğimiz haftalarda sizinle ördüğüm hediyelik Fırfırlı Bebek Yeleğini paylaşmıştım. Aynı modelin farklı bir ip ile örülmüşünü paylaşmak istiyorum. İpini taa ocak ayında Moda ipten almıştım. 


Yaklaşık 150 gr ip kullandım. İp daha ince olunca 3 numara şiş ve 90 ilmek ile başladım arkadan.  


Ancak ip ile ilgili bir sorun çıktı maalesef.. İpler 50gr.'lık çilelerden oluşmakta. Çilelerin içerisinde eva ile yapılan figürler var. Ancak ilk ördüğüm çiledeki figürler rengarenk, 2. çiledekiler sadece yeşil, 3. çiledekiler de yeşil ve mavi çıktı. Dolayısıyla yeleğin önü ve arkası farklı oldu. 


Evadan figürler kesip eklemek zorunda kaldım yeleğe.. Moda ip'ten ip alanların dikkat etmesini tavsiye etmeden geçmeyeyim. Bir de ipin içerisinde pek çok yerde düğümler çıktı. 


Yeleği ördükten sonra çevresini su yeşili ile oyaladım.  


6 tane de düğme kullandım yeleğin yapımında... 


Yeleğin önden görüntüsü... 


Yeleğin arkadan görüntüsü... 


Fırfır görüntüsü... 


Ön fırfırı... 


Ve rengarenk yeleğimiz hediye edilmeye hazır oldu...

YEPYENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

SEVGİLER...


4 Haziran 2014 Çarşamba

FIRFIRLI BEBEK YELEĞİ

MERHABALAR,

Blog dostlarım; Uzun zamandır ilgilenemiyordum blogumla. Kızımın yanında öremediğim için örgülerim biraz ağır ilerliyor. Bir de üstüne bilgisayarım servise gidince blog işlerim iyice aksadı. Neyse gelelim başlıkta adı geçen yeleğimize.. Yeleği FLOWER AND KNİTTİNG'de görünce çok beğendim. Göreli bayağı zaman olmasına rağmen ancak yapabildim.


İpi hatırlayanlar çıkacaktır. Daha önce kızıma bu ipten hırka örmüştüm. 

Aldığım ipler bitmedi henüz. Bakalım daha neler yapacağım. İpin en büyük avantajı üzerindeki aksesuarların yer değiştirebilmesi hatta çıkabilmesi. Genelde arkaya denk gelenleri çıkarıp önde kullanıyorum böylece...


Örneği aldığım sitede ayrıntılı anlatımı var. Ben de kısaca anlatayım. 70 ilmek ile ve "Provisional cast on" tekniği ile arkadan örmeye başlıyoruz. Bu teknik daha sonra uçtaki ipi çıkardığımızda fırfır kısmını örebilmek için ilmekler elde etmek için gerekli.  


Örerken her iki yandan 10'ar ilmek haroşa yapıyoruz. 


Öne geçerken yaka için ilmekleri kesiyoruz. Ben bir kerede kestim. İsteyenler yakaya daha yuvarlak bir form vermek için bir kaç sırada kesebilirler. 


Daha sonra önce yeleğin sağ sonra da sol önünü örüyoruz. 


Fotoğraflamayı unutmuşum ama, sağ öne 10 ilmek haroşadan oluşan bir şerit örerek dikiyoruz. 


Sol kısımda da ajurlu deseni 8 kez tekrarlıyoruz. 


Ardından  ön ve arkanın ilmeklerini şişe alarak gövde boyunca fırfır desenini yapıyoruz. 


Arka da böyle görünüyor. 


Örme işleminden sonra tığ ile oyalıyoruz. 


Normalde ipin üzerinde bulunan ama istediğim yerlerde kullanabilmek için çıkardığım boncuk ve Safinaz bebeklerle yeleğimizi tamamlıyoruz. 


Arkadaşımın doğacak olan kızı için ördüğüm yeleğimiz kullanıma böylece hazırlanmış oluyor. 


Fırfırın yakından görünüşü..


İyi günlerde kullanılsın inşallah....


Aynı modelden daha farklı ölçülerle bir yelek daha başladım. Biter bitmez paylaşacağım.. 

YEPYENİ ÇALIŞMALARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE.. 

SEVGİLER.. 

31 Mayıs 2014 Cumartesi

JOANNE GREENNBERG - SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM

MERHABALAR, 

Kitap severler... Okuldaki yoğunluğumun üzerine bir de bilgisayarım servise gitmek zorunda kalınca, ilgilenemedim bloglarımla... Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i Nisan ayında KİTAP OKUMAK İSTER MİSİN? aracılığı ile okumuştum yine, Elif Şafak'ın Mahrem'i ile birlikte.. Her ikisini de çok beğenmiş, etkilerinde uzunca süre kalmıştım.. Gelelim kitabımıza.. 


Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i üniversite yıllarında okumaya çalışmış ama çok da kitaba bağlanamamıştım doğrusu.. 

Joanne
Zannediyorum kitaplarında okunmak zamanları var. Kitapları sevmemiz de zamanlamayla çok alakalı. Arka kapakla başlayalım kitabımıza....


ARKA KAPAK

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, deliliğin, - resmi tanımıyla akıl hastalığının- öyküsüdür. İçine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında yaşayan on altı yaşındaki Deborah’ın öyküsü.Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sığınmıştır.
İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah'ın akıl hastanesine "düşme"sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun “kurtarma operasyonu” başlar.
Greenberg'in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, “akıl hastalarının gizleri” üzerine pek çok ipucu taşırken, toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi.


“Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki? Helene da Ellis konusunda verdiği sözü tuttu, ben de. Peki sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor?"



“Bak, dinle beni,” dedi Furi. 

“Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim...”
...
“ve hiç bir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur!” (s.113)



“Pekala- siz soru sorun, ben de yanıt vereyim - bütün 'semptomlarımı' yok edip beni eve gönderin... Ne kalacak bana o zaman?" dedi.

Doktor sakin bir sesle “Hastalığının belirtilerinden vazgeçmek istemiyorsan, hiçbir şey anlatmazsın” dedi.
 Deborah'ın boynuna bir korku kemendi dolanıyordu. “Gel, otur. Hazır olana kadar hiçbir şeyden vazgeçmek zorunda değilsin. Böyle bir şeye hazır olduğunda da, kaybettiklerinin yerine koyabileceğin bir şeyler olacak.”
 (s.25)


ÖZET

16 yaşındaki Deborah Blau’nun annesi Ester ve babası Jacob ile yaptığı yolculukla başlar romanımız. Bu yolculuk Deborah’ın intiharının ardından ailesinin onu götürdüğü hastaneye doğru bir yolculuktur. Annesi onun tedavi görmesi gerektiğine inanırken, babasının tereddütleri vardır. Deborah Şizofreni tanısı ile hastaneye yatırılır. Tedavisini Dr. Fried üstlenir.

Deborah’ın doktor ile görüşmeleri başlangıçta fazla ayrıntılar içermese de, Deborah ve kendi verdiği isimle Furi arasındaki güven arttıkça yavaş yavaş Deborah’ı hastalığa götüren aşamalar ve Yr Krallığı doktorun önüne serilmeye başlar. İçindeki sırları açıkladıkça Yr krallığı gazabı ile çullanır Deborah’ın üstüne.


 “İnsan mahkûm olacaksa, güzel olmalı, yoksa dram yalnızca bir komedi olur.” (s.52)

“Sert yumruklarla bakışların ve açık saçık sözlerin altından ansızın ortaya çıkan gizli kırılganlığı artık yansıtamasın diye, bu aynanın kirletilmesi gerekiyordu.” (s.73)

“Cehennem'in eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi, yalnızca başka biriydi, o kadar.”(s.77)

“Kaçık kişi, boynundaki ilmeği kopmuş biridir.” (s.92)


 Katlanılacak duygu ve kaygıların olmadığı, geçmişin ya da geleceğin olmadığı, hiç bir kimliğe ait anı ya da saplantıların olmadığı, kendilinden ortaya çıkan, dural olguların olduğu 4. Kuzey, geçmişte yaşanan olumsuzlukların sesi Koro, Düşen Tanrı Ateş Saçlı Anterrabae, Ardı arkası kesilmeyen sövgüler yağdıran bütün öğretmenlerinin, akrabalarının ve arkadaşlarının bir araya gelmiş görüntüleri olan Koro, Kara Tanrı Lactamaeont, Korkuların olmadığı Kuyu, Yr dünyasının gizli tohumlarının Yeryüzü’ne saçılmasını önlemeyle görevli Sansür, Gizleyici denen tanrı İdat

Yr Krallığı ilk olarak çocukken gittiği kampta çıkmıştır ortaya. Ondan nefret ettikleri kampta; tuhaflığı yüzünden  yıllar geçtikçe daha çok yalıtıldığı okulda; yalnızlığı derinleştikçe Yr git gide büyümüştür. Yr Tanrıları başlangıçta koruyucu ruhlar olmuştu Deborah için. Ancak Yr Deborah’ın ruhuna sızdıkça Ara Dünya, Yeryüzü ve Yr arasında sürekli geliş gidişler acı ve ıstırap kaynağı olmaya başlamıştır. Başlangıçta Yr’nin kraliçesi olan Deborah, sonraları Yr’nin esiri olmuştur.

Aynı zamanda Deborah’ın Yr dünyasında konuştuğu bir de dil vardır. Bu dili her ne kadar Yr Krallığı’nda kullansa da güveni arttıkça Furi ile de paylaşmaya başlar.

Hastanede devam eden tedavi gelgitlerle doludur. Deborah daha sakin hastaların bulunduğu B koğuşu ile Saldırgan hastaların olduğu D koğuşu arasında gider gelir. Bu gidiş geliş aynı zamanda umutsuzluk ile belki arasındaki geliş gidiştir. Deborah bazen iyileşme emareleri gösterse de bazen Kuyu’nun en dibine düşer. Bu dönemlerde hastanede uygulanan tulum tedavisi onu kontrol altına alır. 


 Deborah’ın en kötü olduğu dönemler Furi’nin izin ve kongreler için ayrıldığı dönemlerdir. Yeni doktoru ile güven ve sevgi bağı kuramayan Deborah, daha da kötüler. Hatta bulduğu her ateş parçasıyla kendini yakmaya kadar götürür çılgınlığını.

Furi’nin dönüşüyle toparlamaya başlar kendini. Bu arada romanda kaç yaz kaç bahar geçtiğini unutursunuz.

Kitabın devamını merak eden kitap dostlarını devamını okumaya davet ediyorum..  


“Kefen ve gelinlik. Birbirinin aynı olan iki giysi. Dinle bak! Ölürken yaşamak; yaşarken ölmek; savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun, değil mi? Benim yolumda, bütün karşıtlıklar aynı anda verilir ve karşıt hedefler için aynı araç kullanılır. (s.173)

“Dünyada bile, aynı dili konuşan iki insan yok muydu hiç?” (s.183)

“Acı çekmenin tekelinizde mi olduğunu sanıyorsunuz?” (s.206)

“Sizin yalnızca bir çeşit soğuğunuz var; paltolarla halledilebilecek bir soğuk…”(s.206)


KİTAPTAN NOTLAR

Kitapla ilgili pek çok yerde paylaşılan bir bilgiyi paylaşarak başlamak istiyorum yazıma… Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg'in kendi hayatından hareketle yazdığı genç yaşta geçirdiği akıl hastanesi deneyimini aktardığı romanıdır. Kitaplarını yayımlarken çocuklarının etkilenmemesi amacı ile uzun süre Hannah Green takma adını kullanan Amerikalı yazarın  I Never Promised You a Garden Rose adlı romanı ilk olarak 1964 yılında yayımlanmış ve kitabın ilk Türkçe çevirisi, Nesrin Kasap'ın kaleminden ve 1989 yılında Metis Yayınlarından çıkmıştır. Kitabın kapak fotoğrafı da André Kertész tarafından çekilmiş.

Ön bilginin ardından kitapla ilgili düşüncelerime geçmek istiyorum. “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim” deyince aklıma gelen kitapla özdeşleşmiş kitap fotoğrafı. Gözlerinden hastalığın bezginliği akan bir genç kız. Bence yıllar geçse de kapağı değiştirilmeden korunması çok doğru bir uygulama olmuş.

Aynı zamanda yazarın kendi hayatından hareketle yazması ve duygularını okuyucuya geçirmedeki başarısı dolayısı ile kitabı okumak keyifli bir hal alıyor. Buna ek olarak Deborah’ın tedavisi esnasında yaşanan gelgitler, tam Deborah iyileşiyor derken tekrar karanlığa yuvarlanması okuyucunun da umudunu kırarak ara ara kitaptan kopmalara da neden olmuyor değil.

“Akıl Oyunları” filminden sonra Şizofreni ile ilgili merakımı tekrardan arttıran bir yapıt oldu. “Acaba tüm şizofreni hastalarının dünyası bu kadar renkli ve ayrıntılı mıdır? diye düşünmeden edemiyorum .

Kitapta Yr Krallığı ile Dünya arasındaki gelgitler de çok güzel verilmiş. Bir de Deborah’ın kendine zarar verdiği sahneler son derece etkileyiciydi. Yr krallığını ve Yr dilini merak etmemek elde değil.    


Kitaptan alıntılarla tamamlamak istiyorum yazımı;

“Asıl acıtan şey, kendinden başka herkesin yaşamını yönlendiren güçlerce tekmelenip dışlanmak, yıllarca deli olarak yaşamak, kimseye bir şeyi anlatıp kendine inandıramamak. Ne zaman kurumsal bir tümör sancısıyla iki büklüm olsam, neden böyle bir sanı olmayacağını anlatacak bir profesör mutlaka çıkar. Ve nezaket gereği, farklı bir deneyime dayanan bir iki iğne yaparlar…”(s.212)


“Yaşamak savaşmak demektir” (s.242)

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

YAZARIN GÖRSELİ BURADAN...